Haberin ayrıntıları
ENPRODE CEO’su Yüksel Güler’in Wellficent’e verdiği ve 5 Ağustos 2026 tarihli sayıda yer alan röportajın tam metni aşağıda soru-cevap biçiminde yayımlanıyor.
Röportajdaki fiyat, piyasa ve jeopolitik değerlendirmeler Yüksel Güler’e aittir ve görüşme tarihindeki koşulları yansıtır; yatırım tavsiyesi niteliği taşımaz.
“2026 bize enerjinin hâlâ dünya siyasetinin merkezinde olduğunu gösterdi”
Wellficent: 2026 yılını enerji piyasaları açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yüksel Güler: 2026 bize aslında son derece önemli bir gerçeği yeniden hatırlattı: Enerji hiçbir zaman yalnızca ekonomik bir emtia olmadı. Enerji aynı zamanda dış politika, ulusal güvenlik, sanayi politikası ve jeopolitik güç meselesidir.
Uzun bir dönem boyunca petrol fiyatını değerlendirirken arz-talep dengesi, stok seviyeleri, OPEC+ üretim politikaları ve küresel ekonomik büyümeye bakmak yeterli olabiliyordu. Bugün bu denklem çok daha karmaşık hale geldi.
Artık bir petrol tankerinin hangi boğazdan geçebildiği, bir rafinerinin güvenli biçimde çalışıp çalışamadığı, bir LNG terminalinin siyasi risk altında olup olmadığı, ticaret yollarının açık kalıp kalmayacağı ve ülkelerin stratejik rezervlerini kullanıp kullanmayacağı doğrudan fiyatlama mekanizmasının bir parçası.
2026 yılında dünyada yaşanan siyasi ve jeopolitik gelişmeler petrol fiyatları üzerindeki baskıyı önemli ölçüde artırdı. Ancak bence burada yalnızca petrol fiyatına bakmak hata olur. Asıl değişim enerji güvenliğinin tekrar ülkelerin ekonomik stratejilerinin merkezine yerleşmesidir.
Bugün devletler artık yalnızca “Enerjiyi ne kadar ucuza alabilirim?” sorusunu sormuyor.
“Enerjiyi nereden alıyorum, hangi güzergâhtan geliyor, bu güzergâh kapanırsa alternatifim var mı, elektrik sistemim bir kriz karşısında ne kadar dayanıklı ve kritik altyapımın kontrolü kimde?” sorularını soruyorlar.
Bu son derece önemli bir paradigma değişimi.
“Hürmüz’deki bir problem artık yalnızca Orta Doğu’nun problemi değil”
Wellficent: Orta Doğu’daki gelişmeler petrol piyasasını neden bu kadar hızlı etkiliyor?
Yüksel Güler: Çünkü enerji piyasasında coğrafya hâlâ son derece belirleyici.
Dünya haritasına enerji akışları açısından baktığınızda bazı noktaların olağanüstü stratejik önem taşıdığını görüyorsunuz. Hürmüz Boğazı bunların başında geliyor. Bab el-Mandeb, Süveyş ve diğer kritik deniz yolları da aynı şekilde.
Bu güzergâhlardan birinde yaşanan ciddi bir aksama yalnızca o bölgedeki ülkeleri etkilemiyor. Asya’daki bir rafineriden Avrupa’daki sanayi tesisine, havayolu şirketlerinden lojistik şirketlerine kadar çok geniş bir ekonomik zincire yayılıyor.
Üstelik piyasa yalnızca gerçekleşmiş arz kaybını fiyatlamıyor. Potansiyel risk de fiyatlanıyor.
Enerji piyasalarının önemli özelliklerinden biri budur.
Bir boru hattı kapanmadan önce kapanma ihtimali, bir terminal zarar görmeden önce saldırı riski veya bir boğaz tamamen kapanmadan önce geçiş güvenliğine ilişkin belirsizlik fiyatların içine girmeye başlayabilir.
Bu nedenle jeopolitik risk primi zaman zaman fiziksel arz kaybından bile daha hızlı hareket edebilir.
2026 boyunca gördüğümüz gelişmeler de bize enerji altyapısının artık klasik ekonomik altyapının ötesinde stratejik güvenlik altyapısı olduğunu bir kez daha gösterdi.
“Petrolün 100 dolar olması kadar, o fiyatın ne kadar süre orada kalacağı önemli”
Wellficent: Petrol fiyatlarının yükselmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yüksel Güler: Petrolde belirli bir fiyat seviyesini tek başına yorumlamanın yeterli olmadığını düşünüyorum.
100 doların üzerindeki petrol elbette dünya ekonomisi açısından önemli. Ancak benim için daha kritik soru şu: Bu fiyat geçici bir jeopolitik şokun sonucu mu, yoksa uzun süre devam edecek yapısal bir dengesizliğin göstergesi mi?
Çünkü bunların ekonomik etkileri tamamen farklıdır.
Kısa süreli bir fiyat sıçraması rezervlerle, alternatif tedarik kaynaklarıyla veya üretim artışıyla kısmen yönetilebilir. Ancak uzun süre devam eden yüksek enerji fiyatları enflasyondan taşımacılığa, gübreden çeliğe, elektrik üretiminden tüketici fiyatlarına kadar ekonominin hemen her alanına yayılır.
Enerji aslında ekonominin görünmeyen girdisidir.
Birçok insan petrol fiyatını yalnızca otomobiline aldığı yakıt üzerinden değerlendiriyor. Oysa petrolün fiyatı lojistik maliyetini, tarımsal üretimi, petrokimyayı, plastikleri, havacılığı ve binlerce farklı ürünün maliyet zincirini etkiliyor.
Bu nedenle petrol fiyatındaki uzun süreli yükseliş yalnızca enerji sektörü meselesi değildir; makroekonomik bir meseledir.
“Stratejik rezervlerin piyasaya sürülmesi önemli bir mesaj”
Wellficent: Büyük ekonomilerin stratejik petrol rezervlerini kullanmasını nasıl okuyorsunuz?
Yüksel Güler: Stratejik rezerv kavramı zaten tam olarak böyle dönemler için oluşturulmuş durumda.
Ancak burada iki farklı mesaj var.
Birincisi piyasanın fiziksel olarak rahatlatılması.
İkincisi ise psikolojik mesaj.
Devletler piyasalara şunu söylüyor: “Arz güvenliğinde ciddi bir problem yaşanırsa müdahale kapasitemiz var.”
Bu kısa vadede volatiliteyi azaltabilir.
Ancak rezervlerin sonsuz olmadığını da unutmamak gerekiyor. Stratejik stoklar esas olarak geçici şokları yönetmek için kullanılabilir. Yapısal arz problemlerinin çözümü değildir.
Uzun vadeli çözüm; kaynak çeşitlendirmesi, üretim kapasitesi, depolama, LNG terminalleri, boru hatları, elektrik şebekeleri, nükleer kapasite ve yenilenebilir enerji yatırımlarının birlikte geliştirilmesidir.
Ben enerji güvenliğini tek bir teknolojiyle çözülebilecek bir problem olarak görmüyorum.
“Rusya-Ukrayna savaşı enerji haritasını kalıcı biçimde değiştirdi”
Wellficent: Rusya-Ukrayna savaşının enerji piyasasına uzun vadeli etkisi ne olacak?
Yüksel Güler: Bu savaşın en önemli sonuçlarından biri Avrupa’nın enerji güvenliğine bakışını değiştirmesi oldu.
Enerji altyapısının kendisinin çatışmanın bir parçası haline gelmesi de son derece önemli.
Rafineriler, elektrik santralleri, iletim hatları, doğal gaz altyapısı ve kritik lojistik noktaları artık savaşın ekonomik sonuçlarının merkezinde bulunuyor.
Buradan çıkarılması gereken büyük ders şu:
Bir ülkenin enerji sisteminin dayanıklılığı yalnızca ne kadar üretim kapasitesine sahip olduğuyla ölçülmemeli.
Üretim kapasitenizin ne kadarının merkezi olduğu, yakıt tedarikinin kaç farklı kaynaktan sağlandığı, şebekenizin ne kadar dayanıklı olduğu, kritik trafoların ve ekipmanların ne kadar hızlı değiştirilebildiği, yedek kapasitenizin olup olmadığı da çok önemli.
Önümüzdeki yıllarda “energy resilience”, yani enerji sistemlerinin dayanıklılığı çok daha büyük bir yatırım alanı haline gelecek.
Bu durum bizim faaliyet gösterdiğimiz elektrik üretimi, enerji altyapısı, EPC, enerji ekipmanları ve güç sistemleri açısından da son derece önemli.
“ABD-Çin rekabetini yalnızca ticaret savaşı olarak okumak eksik olur”
Wellficent: ABD ile Çin arasındaki rekabet enerji sektörünü nasıl etkiliyor?
Yüksel Güler: ABD-Çin ilişkilerini yalnızca gümrük tarifeleri üzerinden değerlendirmek doğru değil.
Burada çok daha büyük bir teknolojik ve endüstriyel rekabet var.
Yarı iletkenler, yapay zekâ, bataryalar, elektrikli araçlar, güneş paneli üretimi, kritik mineraller, enerji depolama sistemleri ve elektrik altyapısı bu rekabetin önemli unsurları.
21. yüzyılın ekonomik gücü yalnızca petrol rezervinizin büyüklüğüyle ölçülmeyecek.
Ne kadar elektrik üretebildiğiniz, bunu ne kadar güvenilir biçimde iletebildiğiniz ve bu elektriği yüksek katma değerli üretime dönüştürüp dönüştüremediğiniz de belirleyici olacak.
Bu nedenle ABD ve Çin’in sanayi politikalarını enerji politikalarından ayrı değerlendiremeyiz.
Enerji, teknoloji yarışının altyapısı haline geliyor.
“Yapay zekânın görünmeyen hammaddesi elektrik”
Wellficent: Yapay zekâ enerji sektörünü gerçekten değiştirecek kadar büyük bir etkiye sahip mi?
Yüksel Güler: Kesinlikle.
Bugün yapay zekâyı çoğunlukla yazılım perspektifinden konuşuyoruz fakat fiziksel dünyada yapay zekânın çalışabilmesi için veri merkezlerine, veri merkezlerinin çalışabilmesi için de çok ciddi elektrik altyapısına ihtiyaç var.
Ben bunu çok basit bir şekilde ifade ediyorum:
Yapay zekânın görünmeyen hammaddesi elektriktir.
Daha büyük modeller, daha büyük veri merkezleri ve daha fazla hesaplama kapasitesi daha fazla elektrik tüketimi anlamına geliyor.
Fakat mesele yalnızca toplam enerji miktarı değil.
Bir veri merkezi için elektrik kalitesi, sürekliliği, şebeke kapasitesi ve yedekleme sistemi son derece kritik.
Bu nedenle önümüzdeki on yılda yapay zekâ yatırımları yalnızca teknoloji şirketlerini büyütmeyecek.
Trafo üreticilerini, iletim sistemi şirketlerini, elektrik mühendisliği şirketlerini, EPC yüklenicilerini, gaz türbini üreticilerini, nükleer enerji sektörünü ve enerji depolama teknolojilerini de doğrudan etkileyecek.
Bir anlamda dijital ekonomi fiziksel enerji altyapısına yeniden bağlanıyor.
“Elektrik önümüzdeki dönemin en stratejik emtialarından biri olacak”
Wellficent: Petrolün öneminin azalacağını mı düşünüyorsunuz?
Yüksel Güler: Petrol uzun süre daha dünya ekonomisinde son derece önemli olmaya devam edecek.
Ancak enerji sisteminin ağırlık merkezi giderek elektriğe doğru hareket ediyor.
Elektrikli araçlar, veri merkezleri, yapay zekâ, endüstriyel elektrifikasyon, ısı pompaları ve dijital altyapının büyümesi elektrik talebini artırıyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemin en büyük yatırım alanlarından birinin elektrik altyapısı olacağını düşünüyorum.
Dünyanın çok ciddi üretim kapasitesi yatırımlarına ihtiyacı var ancak yalnızca yeni santral yapmak yeterli değil.
Üretilen elektriğin taşınması gerekiyor.
Dolayısıyla iletim hatları, dağıtım sistemleri, yüksek gerilim ekipmanları, trafolar, şalt sistemleri, enerji depolama ve grid management teknolojileri de aynı ölçüde kritik hale geliyor.
Bugün birçok ülkede yeni elektrik üretim projesini gerçekleştirmek, şebekeye bağlantı kapasitesi bulmaktan daha kolay hale gelmeye başladı.
Bu son derece önemli bir sinyal.
“Nükleer enerjide yeniden ciddi bir dönem başlıyor”
Wellficent: Nükleer enerjinin yeniden gündeme gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yüksel Güler: Bunun şaşırtıcı olduğunu düşünmüyorum.
Bir tarafta karbon emisyonlarını azaltmaya çalışıyoruz, diğer tarafta elektrik talebi hızla büyüyor ve aynı zamanda kesintisiz baz yük üretimine ihtiyaç duyuyoruz.
Bu üç faktörü aynı anda değerlendirdiğinizde nükleer enerjinin tekrar gündeme gelmesi oldukça doğal.
Özellikle veri merkezleri ve yüksek enerji tüketen endüstriler açısından 24 saat kesintisiz elektrik çok önemli.
Yenilenebilir enerji dönüşümün vazgeçilmez bir parçası fakat güneşin olmadığı veya rüzgârın yeterli olmadığı saatlerde sistemin dengelenmesi gerekiyor.
Bu nedenle gelecekte tek bir enerji kaynağının kazandığı bir dünya görmeyeceğimizi düşünüyorum.
Daha çok nükleer, doğal gaz, güneş, rüzgâr, hidroelektrik ve enerji depolamanın birlikte çalıştığı hibrit sistemler göreceğiz.
“Doğal gazın geçiş yakıtı rolü düşündüğümüzden daha uzun sürebilir”
Wellficent: Doğal gazın geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Yüksel Güler: Doğal gazın özellikle elektrik sistemlerinin dengelenmesinde önemli rol oynamaya devam edeceğini düşünüyorum.
Yenilenebilir kapasite arttıkça esnek üretim kapasitesine duyulan ihtiyaç da artıyor.
Gaz türbinlerinin avantajlarından biri gerektiğinde hızla devreye girebilmesi.
Aynı zamanda LNG sayesinde doğal gaz ticaretinin giderek daha küresel hale geldiğini görüyoruz.
Eskiden doğal gaz coğrafi olarak boru hatlarına çok daha bağımlıydı. LNG bunun karakterini değiştirdi.
Bu da ABD, Katar, Afrika, Avustralya ve diğer üretim bölgelerinin küresel enerji güvenliği açısından önemini artırıyor.
Ancak 2026 bize LNG’nin de jeopolitikten bağımsız olmadığını açık şekilde gösterdi.
“Enerji dönüşümü sona ermedi; daha gerçekçi hale geliyor”
Wellficent: Son gelişmeler yeşil enerji dönüşümünü yavaşlatır mı?
Yüksel Güler: Ben enerji dönüşümünün sona ereceğini düşünmüyorum. Tam tersine devam edecek.
Fakat dönüşümün daha pragmatik hale geleceğini düşünüyorum.
Enerji politikasında üç hedefin aynı anda gerçekleştirilmesi gerekiyor:
Enerjinin sürdürülebilir olması gerekiyor.
Ekonomik olarak ulaşılabilir olması gerekiyor.
Ve her şeyden önemlisi güvenilir olması gerekiyor.
Bunlardan yalnızca birine odaklanırsanız sistem sürdürülebilir olmaz.
Enerji güvenliğini kaybederseniz sanayiyi kaybedebilirsiniz.
Enerji maliyetini kontrol edemezseniz rekabet gücünüzü kaybedebilirsiniz.
Çevresel dönüşümü tamamen ihmal ederseniz uzun vadede başka sorunlarla karşılaşırsınız.
Dolayısıyla geleceğin enerji sistemi ideolojik değil mühendislik temelli olmak zorunda.
“Türkiye için bu dönem önemli bir fırsat penceresi yaratıyor”
Wellficent: Türkiye bu yeni enerji düzeninde nasıl bir konuma sahip olabilir?
Yüksel Güler: Türkiye’nin coğrafi pozisyonu son derece güçlü.
Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya, Orta Asya ve Akdeniz arasında bulunuyoruz.
Ancak coğrafi konum tek başına avantaj değildir. Bu konumu altyapı ve sanayi kapasitesiyle desteklemek gerekir.
Türkiye’nin yalnızca enerjinin geçtiği bir ülke olmasının yeterli olmadığını düşünüyorum.
Enerji ekipmanlarını üreten, mühendisliğini yapan, santralleri kuran, trafoları üreten, şebeke teknolojileri geliştiren ve çevre ülkelere EPC hizmeti ihraç eden bir merkez olması gerekiyor.
Asıl katma değer burada.
Türkiye’nin enerji alanında ciddi mühendislik tecrübesi var. Avrupa’ya, Orta Doğu’ya, Afrika’ya ve Orta Asya’ya ulaşabilecek güçlü bir üretim ekosistemine sahibiz.
Bunu doğru kullanabilirsek önümüzdeki dönemde yalnızca enerji ithal eden veya transit geçiş sağlayan bir ülke değil, enerji teknolojisi ve mühendisliği ihraç eden bir ülke olabiliriz.
“Önümüzdeki on yıl enerji altyapısının yeniden inşa edildiği dönem olacak”
Wellficent: Önümüzdeki yılları tek bir cümleyle özetlemeniz gerekirse ne söylersiniz?
Yüksel Güler: Önümüzdeki on yılın dünyanın enerji altyapısını yeniden inşa edeceği bir dönem olacağını düşünüyorum.
Bunun birkaç nedeni aynı anda ortaya çıktı.
Bir tarafta eskiyen elektrik altyapısı var.
Diğer tarafta yenilenebilir enerji yatırımları var.
Yapay zekâ ve veri merkezlerinden kaynaklanan yeni elektrik talebi var.
Elektrikli araçlar var.
Jeopolitik riskler nedeniyle kaynak çeşitlendirme ihtiyacı var.
Enerji güvenliği nedeniyle yeni nükleer ve doğal gaz yatırımları var.
Ve bütün bunları birbirine bağlayacak çok daha güçlü elektrik şebekelerine ihtiyaç var.
Dolayısıyla enerji sektörünün önümüzdeki dönemde yalnızca daha büyük değil, çok daha stratejik hale geleceğini düşünüyorum.
2026 yılında yaşananlar bana göre geçici bir dalgalanmanın ötesinde.
Dünya enerji sisteminde daha büyük bir dönüşümün işaretlerini görüyoruz.
Geçmişte ülkeler enerji politikasını ağırlıklı olarak maliyet üzerinden oluşturuyordu.
Bugün güvenlik de denklemin içine girdi.
Yarın ise enerji kapasitesi doğrudan ekonomik ve teknolojik güç anlamına gelecek.
Ben önümüzdeki dönemi şu şekilde özetliyorum:
21. yüzyılın ilk döneminde dünyada petrol kaynaklarına sahip olmak stratejik güçtü. Önümüzdeki dönemde ise güvenilir, ölçeklenebilir ve rekabetçi elektrik üretme kapasitesi en az petrol kadar stratejik olacak.
Ve bana göre ülkeler, şirketler ve yatırımcılar önümüzdeki on yılın kararlarını bu gerçeği dikkate alarak vermek zorunda.